KÜRESEL İKLİM FACİASI
Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BA, LLM
Türk Hukuk Kurumu Onur Kurulu Başkanı
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com @profsaltik
Neden havalar çok sıcak, eskisi gibi kar yağmıyor?
Evet, bu soruyu hepimiz son yıllarda çok sık soruyoruz. Eskiden kışlar daha çok kar yağışlı,
yazlar daha ılımlı sıcaklıklarla geçerdi. Bunun temel nedeni küresel ısınma ve onun tetiklediği
iklim değişikliği süreci. Şöyle düşünebiliriz : Dünyamızın çevresinde, tıpkı bir sera gibi, atmosfer
denen bir gaz katmanı (tabakası) var. Atmosfer, Güneş’ten gelen ışınların bir kesimini içeride
tutarak dünyamızın yaşanabilir bir sıcaklıkta kalmasını sağlıyor. Buna sera etkisi diyoruz ve
bu doğal ve gerekli bir olay.
Sera gazları, atmosferde bulunan ve Dünya’nın sıcaklığını etkileyen gazlardır. Güneş ışınlarını
içeri alırlar ama yüzeyden yayılan ısıyı dışarı çıkarmakta zorlanırlar, tıpkı bir seranın camları gibi.
Ancak 1760’larda başlayan Sanayi Devrimiyle birlikte, özellikle son 150 yıldır, biz Dünyalılar
fosil yakıtlar olarak başlıca kömür, petrol, doğalgazı aşırı kullanmaya başladık. Sanayide, tarımda,
ulaştırmada, günlük yaşamda… çok artan enerji gereksinimini karşılamak için doğanın sınırlarını
çok zorladık, zorluyoruz. Bu da atmosfere karbondioksit gibi sera gazlarının aşırı miktarda
salınmasına neden oldu. Başlıca sera gazları: CO2, CH4, NOx, florlu gazlar ve en yaygın olarak
su buharıdır. Bu gazlar, atmosferdeki serayı daha da kalınlaştırıp, Güneş’ten gelen ısının çoğunu
içeride hapsediyor. İşte bu yüzden dünyamızın ortalama sıcaklığı artıyor.
Ortalama sıcaklıklar yükseldikçe, kışlar daha ılık geçiyor, kar yağışı azalıyor ve yağışlar genellikle
yağmur oluyor ama yetersiz kalıyor. Yazlar ise daha uzun, daha sıcak ve aşırı sıcaklık dalgalarıyla
kurak geçiyor. Türkiye Akdeniz iklim kuşağında yer aldığı için, bu değişimlerden en çok etkilenen
bölgelerden biri. 2030’lar ve sonrasında ciddi su sıkıntısı ülkemizi bekliyor. Halen normal sınır olan
1700 Lt/yıl/kişi sınırının altındayız.
Dünya çoooook kalabalık. 7 Temmuz 2025 Dünya Nüfus Günü‘nde güncel dünya nüfusu
yaklaşık 8 milyar 233 milyon kişiye ulaştı. Yıllık nüfus artış hızı %1,3 ve hala çok yüksek. 2024’te
dünya nüfusu yaklaşık 106 milyon kişi arttı! Dünyanın verili kaynakları bu nüfusa yetmiyor!
Küresel Isınma Nedir, Nedenleri Nelerdir?
Küresel ısınma, az önce söz ettiğimiz gibi, dünya üzerindeki ortalama sıcaklıkların artmasıdır.
Bu artışın temel sorumlusu biz insanlarız. Ana nedenlerini üç başlıkta özetleyebiliriz:
Fosil yakıt kullanımı: Fabrikalarda, elektrik üretiminde, ulaşımda ve evlerimizde ısıtma için
kömür, petrol ve doğalgaz yakıyoruz. Bu yakıtların yanmasıyla atmosfere çok yüksek düzeyde
CO2 salınıyor. Bu, en büyük sera gazı emisyon kaynağı; 2024’te 41,6 milyar ton!
Ormansızlaşma: Ormanlar, atmosferdeki karbondioksiti emerek oksijen üreten, dünyamızın
akciğerleri gibidir. Ancak tarım ve turizm alanı açmak, yerleşim yerleri kurmak veya kereste
elde etmek için ormanları kesiliyor. Kesilen ormanlar hem CO2 emilimini azaltıyor hem de
kesim sırasında depoladıkları karbondioksiti atmosfere geri salıyor.
Sanayi ve tarımsal etkinlikler: Kimi sanayi süreçleri ve tarımsal çalışmalar da örneğin pirinç
tarlaları, büyük baş hayvan yetiştiriciliği metan ve azot oksitleri gibi öbür güçlü sera gazlarının
2
atmosfere salınmasına neden oluyor.
Bilim insanları, bu artışın doğal döngülerle açıklanamayacak ölçüde hızlı ve şiddetli
olduğunu, insan eliyle hızlandığını netlikle ortaya koyuyor.
3. Küresel ısınmadan İKLİM FACİASI evresine mi geçtik?
Bu çok kritik bir soru. “Facia” sözcüğü biraz ürkütücü gelse de durumu tanımlamak için güçlü bir
anlatım aracı. İngilizce de “climate disaster” deniyor. Bilimsel olarak “iklim krizi” veya
“iklim acil durumu” terimleri de kullanılıyor. Şunu net olarak söyleyebiliriz:
Evet, küresel ısınmanın etkileri artık göz ardı edilemeyecek, yıkıcı bir boyuta ulaştı
ve ne yazık ki “iklim faciası” diyebileceğimiz olayları yaşamaya başladık.
Eskiden küresel ısınma (Global warming) daha çok gelecekte bizi bekleyen bir sorun olarak
konuşulurdu. Ama şimdi, dünyanın dört bir yanında somut ve yıkıcı etkilerini görüyoruz.
Sıcak dalgalarında binlerce insan topluca ölüyor.
Avrupa, 2003: Haziran-Ağustos aylarında yaşanan sıcak dalgası sonucu 70.000’den çok kişi
yaşamını yitirdi. Bu olay, Avrupa tarihindeki en ölümcül sıcak dalgası olarak kayıtlara geçti.
Rusya, 2010: 44 gün süren sıcak dalgasında 56.000’den çok ölüm gerçekleşti.
Özellikle Moskova çevresinde hava kirliliğiyle birleşince etkisi daha da arttı.
İstanbul, 2004–2017: Yapılan bir çalışmaya göre 20 sıcak dalgası sırasında fazladan 4.281
ölüm yaşandı. En ölümcül dalgalar 2007, 2010 ve 2017’de idi.
İklim krizinin sağlık üzerindeki etkileri de çok olumsuz. Örneğin solunum yolu hastalıkları,
sıcak çarpmaları, salgın hastalıkların yayılması gibi. Her an, beklenmedik (gerçekte beklenen!)
yeni bulaşıcı hastalıklarla karşılaşabiliriz.
Aşırı hava olayları: Seller, kuraklıklar, şiddetli fırtınalar, kasırgalar ve orman yangınları çok daha
sık ve daha yıkıcı yaşanıyor. Türkiye’de son yıllarda yaşadığımız sel felaketleri veya Ege ve
Akdeniz’deki orman yangınları çok acı örnekler. Sabotaj ve özelleştirilen elektrik dağıtımı
şebekesinde yüksek gerilim hatları kökenli orman yangınları asla bağışlanamaz.
Buzulların erimesi ve deniz düzeyinin yükselmesi: Kutuplardaki ve dağlardaki buzullar hızla
eriyor. Bu da deniz düzeyinin yükselmesine neden olarak kıyı yerleşimlerini ve adaları
tehdit ediyor. Bilimsel kestirimlere göre, deniz düzeyinin 60 cm yükselmesi senaryosu
yaklaşık 2080–2100 yılları arasında gerçekleşebilir. Bu öngörü, sera gazları salınımının
(emisyonunun) azaltılmaması durumunda geçerli yüksek riskli iklim senaryosudur.
Biyoçeşitlilik yitimi: Birçok bitki ve hayvan türü (flora-fauna), değişen iklim koşullarına uyum
sağlayamadığı için yok olma tehlikesiyle yüz yüze. Her gün yaklaşık 150 canlı türü yok oluyor.
Gıda ve su güvenliği sorunları: Kuraklıklar tarım üretimini olumsuz etkiliyor, bu da gıda
güvenliği ve güvencesi sorunlarına yol açabiliyor. Su kaynakları azalıyor. Yabanıl (vahşi) tarımsal
sulama bırakılmalıdır. Tohuma damlatma yöntemi ve az su gereksinen ürünlere geçilmelidir.
Bu olaylar artık birer seyrek değil, sıradanlaştı. Bu yüzden “facia” nitemi, (sıfatı) durumun
ciddiliğini vurgulamak için kullanılıyor.
4. İklim Faciası (Climate Disaster) nedir ve insanlık bu yıkımdan nasıl korunabilir?
Sayısal veriler, iklim değişikliğiyle / faciasıyla savaşımda (mücadelede) ne denli ivedi ve kapsamlı
adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Sorun acil!
İklim faciası; küresel ısınmanın tetiklediği, yaşam sistemlerini ve insan toplumlarını ciddi tehdit
eden, geri dönüşü zor veya olanaksız çevresel yıkımları betimliyor. Yukarıda değindiğimiz aşırı
hava olayları, biyoçeşitlilik yitimi, deniz düzeyi yükselmesi gibi sonuçların bir araya gelmesiyle
oluşan, gezegenimiz için büyük bir tehdittir.
Peki, bu faciadan nasıl korunabiliriz?
Hem bireysel hem de toplumsal olarak atabileceğimiz adımlar var. Öncelikle kısa – orta – uzun
erimli (vadeli) ülkesel, bölgesel ve küresel planlar geliştirmek ve küresel işbirliğiyle uygulamaya
koymak : Eylem!
Karbon ayak izimizi azaltmak: Yeşil yaşam!
Enerji tasarrufu: Evde elektrikli aletleri daha verimli kullanmak, bina yalıtımına, güneş enerjisi
alımına dikkat etmek.
Ulaşım: Toplu taşımayı kullanmak, bisiklete binmek veya yürümek, elektrikli araçlara
yönelmek.
Tüketim alışkanlıkları: Daha az tüketmek, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek. Yerel
ürünleri tercih etmek, mevsiminde beslenmek. Her adımda en az enerji tüketimini gözetmek.
Yenilenebilir enerjiye geçiş: Elektrik üretiminde kömür ve doğalgaz yerine güneş, rüzgar ve
jeotermal gibi temiz enerji kaynaklarına yatırım yapmak ve bu alanları desteklemek.
Devletlerin bu konuda politikalar geliştirmesi ve teşvikler vermesi çok gerekli.
Ormanları korumak ve ağaç dikmek: Ormanları kesmek yerine korumalı ve olanak olduğunca
çok ağaç dikerek dünyamızın CO2 emme sığasını (kapasitesini) artırmalıyız. Yangına dirençli,
suya gereksinimi az bitki – ağaç türleri yeğlenebilir yerel ekosistem koşullarına göre.
Sürdürülebilir tarım ve sanayi: Çevreye daha az zarar veren tarım yöntemlerine geçiş yapmak
ve sanayide daha az enerji tüketen, daha az atık üreten teknolojilere yatırım yapmak.
Kullanılan suların biyolojik-kimyasal arıtımı ile geri kazanılması ve uygun yerlerde kullanımı.
Farkındalık ve baskı: Sorun hakkında bilgi sahibi olmak, çevremizdekileri bilgilendirmek ve
karar vericileri, hükümetleri ve şirketleri daha çevre dostu politikalar uygulamaları için
yönlendirmek. Bizler ne denli istersek, değişim o denli hızlı olabilir.
İKLİM FACİASI, tüm insanlığın ortak Eve ivedi (acil) sorunudur ve çözümü ortak çaba gerektirir.
Hükümetlerarası İklim Değişikiliği Paneli’nin (IPCC; Intergovernmental Panel on Climate Change) ve
COP toplantıları çıktılarının kararlılıkla yaşama geçirilmesi zorunludur. COP29, 2024 BM İklim
Değişikliği Konferansı, 11-22 Kasım 2024’te Bakü’de düzenlendi. Ama uygulama çok yetersiz!
En kritik önlem hızlı-gereksiz-sürdürülemez nüfus artışını yavaşlatmak ve durdurmak.
Mutlaka Türkiye’de de! Yapay zekalı robotlar 2030’da 800 milyona ulaşacak; işsizlik daha artacak!
Ülkemiz sanıldığının tersine su ve enerji yoksulu-yoksunu. Nüfusumuz dünya toplamının %1,1’i
ama su kaynaklarımız %0,6’sı, enerji kaynaklarımız ise % 0,2’si ne yazık ki.
Anadolu hızla çölleşiyor. İvedi önlemler kaçınılmaz! Ülkemize yapay gündemle ihanet ediliyor!
Çevre hukuku ve uygulaması yaşamsal önemde; Ekosistem dönüşümsüz yıkıma sürüklenmeden.




