Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) Rejimi İçin Halkoylaması Sürecinde Anayasa Değişikliği

 BAŞKANLIK (CUMHURBAŞKANLIĞI) REJİMİ

İÇİN

HALKOYLAMASI SÜRECİNDE

 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

 

TBMM Anayasa Komisyonunda ve Genel Kurulunda aceleyle görüşülüp Meclis Başkanlığında ve Cumhurbaşkanlığında günlerce bekleyen “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ” Resmî Gazete’de yayımlandı.

Söz konusu teklif şimdi halkın önünde; 16 Nisan 2017 tarihinde Referanduma sunulacak. 

Yapılmak istenen değişiklik, tarihimizin geride kalan ANAYASACILIK HAREKETİ içinde belki de, en temel ve “en büyük kırılma” ile ülke gündemindedir.

Bugüne değin yaşanan süreçte, Padişahın (devlet başkanının), hak ve yetkileri-yurttaş ve yasama organı lehine kısılmış, daraltılmış ve yetki paylaştırılmış iken, ilk kez tam tersi uygulama ile yetkiler tek kişide toplanmaya çalışılmaktadır.

Meclisten geçerek Cumhurbaşkanı onayıyla halkoyuna sunulmakta olan değişiklik; erkler ayrılığı, erkler arası denge-denetim, yargı bağımsızlığı, yüksek yargının ve HSYK’nın oluşumu, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, ulusa ait olması gereken egemenliğin kişiye devri ve Anayasanın değiştirilmez maddelerine aykırı düzenlemeler içerdiğinden, ulusumuz, Devletimiz ve Cumhuriyetimiz açısından yaşamsal kaygılar yaratmaktadır.

Halkımızın bilgilendirilmesi adına konuya ilişkin değerlendirmelerimizi kamuoyu ile paylaşmak gereksinimini duyuyoruz.

 

Saygılarımızla.

Av. Yaşar Çatak

Türk Hukuk Kurumu Başkanı 

 

Getirilen Anayasa değişiklik teklifi zamansız ve yersizdir.

Halkın, Anayasa değişikliği “Cumhurbaşkanlığı sistemi” yönünde bir istemi yoktur. Devleti yönetenler, Türkiye tarihinin en güç koşullarda olduğunu, “bir Kurtuluş Savaşı” ortamında bulunduğunu söylüyorlar. Kurtuluş Savaşı koşulları bulunmasa da ülkenin zorluklar içinde olduğu yadsınamaz.

Hem bölücü terör, hem IŞİD terörü, TSK’nin Suriye bataklığında savaşmak zorunda kalması, FETÖ’nün başarısız darbe girişiminin yarattığı sarsıntılar, aylardır süren OHAL ve KHK uygulamaları ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ yapmak için uygun bir zemin sunmamaktadır. Değişikliğe gerekçe olarak “Beka sorunu” diye dilden düşmeyen konu ve terör olayları -bu boyutta- yakınanların yönetime geldiği 2002 yılından sonra ortaya çıkmıştır.

Öte yandan;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 17 Şubat 2017 günü Kahraman Maraş’ta “Cumhurbaşkanlığı sistemi, şahsımın projesidir. Belediye Başkanlığımdan bu yana savunduğum, ısrar ettiğim bir reformdur” şeklinde söylemde bulunmuştur.

Bize göre; yeri, zamanı ve gereği olmayan Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) yönetim sisteminin, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şahsının projesi” olması ülke gündemine oturması için yeterli olmamalıdır.

Demokratik parlamenter sistemden (rejimden) vazgeçmenin hiçbir haklı, inandırıcı, ikna edici gerekçesi yoktur.

Onbeş yıldır tek başına iktidarda olan bir partinin ülkeyi fiilen yöneten liderinin “kalıcı siyasî istikrar, hızlı, güçlü ve etkili icraat, güçlü yasama, güvenli ve huzurlu Türkiye, güçlü meclis güçlü temsil, birlik ve uzlaşma, güçlü yönetim-güçlü Türkiye” gibi popülist sloganlarının arkasına sığınarak, tek kişi rejiminin reklamı yapılmaktadır.

Tek kişi yönetimi, “çift başlılığın giderilmesi, koalisyonların kötülüğü” gibi yapay gerekçelerle savunulmaktadır. Demokratik hukuk devletlerinde kamusal yetki ve sorumlulukların alanları ve sınırları bellidir. Bu sınırlar içinde kalındığı sürece çift başlılık olmaz.

Demokrasiyi özümsemiş toplumlarda koalisyon hükümetleri siyasî uzlaşmayı yansıtır ve yakınma konusu değildir. II.Dünya Savaşı sonrasında oniki Avrupa ülkesinde kurulan hükümetlerin %62 koalisyon, %33’ü azınlık ve sadece %6’sı tek parti hükümetidir.

94 yıllık Cumhuriyet döneminde 68 yıl tek parti iktidarı, 23 yıl koalisyon hükümetleri görev yapmıştır. KIBRIS BARIŞ HAREKATI, terör örgütü lideri Öcalan’ın yakalanması, AB uyum yasalarının kabulü, 1982 Anayasasında önemli demokratik değişimler, hep koalisyon dönemlerinde gerçekleşmiştir.

Önerilen değişikliği savunanlar, parlamenter sistemde karar alma sürecinin ağır işlediğini, hızlı karar alınmadığını ileri sürmektedirler. Oysa ki, önemli olan kararların çabuk alınması değil, alınan kararın doğru olmasıdır. Ayrıca, son altı yılda 4800 yasanın geçtiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hızının düşük olduğu söylenemez. ABD’de “Obama Care” diye tanımlanan başkanın prestij projesi bir yılı aşkın sürede ancak yasalaşabilmiştir.

Yeni düzenlemeyle hem yasamanın ve hem de yürütmenin güçlendirileceği savlarına karşılık da, duayen anayasacı Prof. Dr. Ergun Özbudun bu iddianın temelsiz olduğunu belirterek “Yasamanın ve yürütmenin birlikte güçlendirilmesi diye bir şey olmaz. Burada görüyoruz ki yasama tamamen zayıflıyor. Yürütmenin başı olacak Cumhurbaşkanı kendisine bağlı, kendisinin tamamen etkisinde bir parlamento yaratıyor” görüşünü dile getirmektedir.

Ülkenin ulusal geliri, kalkınma hızı ortalaması koalisyon dönemlerinde tek parti dönemlerinden daha düşük olmamıştır.

Birleşmiş Milletler İnsanî Gelişmişlik Endeksi’ne göre; ilk 10 sıradaki ülkeler içinde yönetim biçimi Başkanlık olan bir tek ülke vardır; o da ABD’dir.

Endeksin son 10 sırasında yer alan ülkelerin tamamı ise başkanlıkla yönetilmektedir.

Başkanlık sistemleri parlamenter sistemden daha demokratik değildir.

Ünlü siyaset bilimci ve Anayasacı Maurice Duverger, başkanlık sistemini şöyle değerlendirmiştir: “Demokrasisi güçlü olmayan devletler için başkanlık sistemi bir çılgınlıktır. Kendisini bir programa bağlamayan ve kimseye sonuçta hesap vermek zorunda olmayan bir başkan popülist bir demagog olur. Böyle bir sistem, yerine getirilemeyen seçim vaatlerinin sürekli katlandığı bir oyun ve güçsüz bir parlamentoyu bir demagogla başbaşa bırakmak demektir. Sonuç diktatörlüktür.”

Başkanlığı savunanlar tarafından ABD dışında sadece Güney Kıbrıs, Palau, Kostarika, Şili, Uruguay gibi birkaç ülke sistemin iyi işlediğine örnek gösterilmektedir.

Zamanımızın ünlü siyasal bilimcisi Juan LINZ “Başkanlık Sisteminin Başarısızlığı” adlı kitabında başkanlıkta, kazananın herşeyi kazandığını, kaybedenin ise sıfırlandığını belirterek parlamenter sistemdeki siyasal güç dengelerini yinelemek olanağının başkanlık sisteminde olmadığını söylemektedir.

Linz, ABD başkanlık sistemi ile ilgili olarak da “Amerikan sistemi Birleşik Devletlerin başkanlık anayasası nedeniyle değil, bu anayasaya rağmen işlemektedir” değerlendirmesi ile sistemin işleyebilme koşulunu, kendi özelliğine değil toplumun uzlaşma kültürünün gelişmişlik düzeyine bağlamaktadır.

DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ KLASİK DEMOKRATİK BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE ÖRTÜŞMEMEKTEDİR

Başkanlık sistemine Güney Amerika, Afrika ve Orta Asya ülkelerinde rastlanmaktadır.

Dünya’da Amerika Birleşik Devletleri dışında Başkanlıkla yönetilen 1.sınıf demokrasi olarak nitelendirilebilecek başka devlet yoktur.

Sistemin savunucuları tarafından; Şili, Uruguay ve Güney Kore, başarılı başkanlık sistemleri olarak sunulmaktadır. Ancak bu ülkelerin siyasal sistemleri reklamı yapıldığı gibi değildir.

Güney Kore’de görev süresi beş yıl olan ve bir defalığına seçilen cumhurbaşkanının yanında parlamentodan seçilen bir başbakan vardır. Ayrıca, AKP anayasa değişiklik teklifinin tam tersine, cumhurbaşkanı adayı seçimden en az bir yıl önce -varsa- partisinden ve milletvekilliğinden ayrılmadıkça aday olamamaktadır. Yerinden yönetim uygulanan ülkede valiler seçimle işbaşına gelmektedir.

Uruguay, esrar ve bazı uyuşturucuların üretim ve satışının serbest olduğu, üç milyon nüfuslu küçük bir ülkedir. Nüfusun yarısı Başkent Montevideo’da yaşamaktadır. Çift meclisin bulunduğu bu ülkede başkan üst üste ikinci kez aday olamamaktadır. Eyalet sistemi vardır. Valiler ise seçimle göreve gelir.

Şili’de faşist Pinochet’nin 25 yıllık diktatörlüğü sonunda gelen demokraside görev süresi dört yıl olan başkanın iki dönem üst üste aday olması olanaksızdır. İki turlu seçim sisteminin uygulandığı ülkede başkan -siyasî ittifak gerektiren- koalisyonla seçilebilmektedir. Parlamento, temsilciler meclisi ve senatodan oluşmaktadır.

Başkanlık sisteminin en başarılı olduğu ülke olarak gösterilen ABD’de,

  • Çift meclisli parlamento vardır.
  • Temsilciler meclisi üyeleri iki yılda bir seçilir.
  • Görev süresi altı yıl olan senato üyelerinin 1/3 ü her iki yılda bir değişmektedir.
  • Başkan yardımcısı da başkanla birlikte dört yıl için halk tarafından seçilir.
  • Bakanlar (devlet sekreterleri) senato onay ile atanırlar.
  • Yüksek mahkeme üyeleri, Büyükelçi, Konsolos ve üst kademe bürokrat atamaları senato onayından geçmek zorundadır.

ABD Anayasa metninde başkanın kararname çıkartma yetkisi düzenlenmemiştir. Başkanın uygulamada ender olarak çıkarttığı kararnamelerin kapsamı sınırlıdır, Trump’ın “göçmen kararnamesi”nde olduğu gibi eyalet savcıları ve yerel mahkemeler söz konusu kararnamenin yürürlüğünü durdurabilmektedirler. Başkan parlamentoyu da feshedemez. ABD federasyondur (Birleşik Devlettir). Her federe devlet (eyalet) içişlerinde özerktir, seçilmiş bir valisi, meclisi ve her devletin ayrıca kendi yasaları vardır. Ceza kanunları, vergi kanunları farklıdır. Başkan federe devletlerin (eyaletlerin) memurları üzerinde atama, terfi ve görevden alma gibi tasarruflarda bulunamaz.

Bu yönleri ile karşılaştırıldığında ABD sistemi, Anayasa değişikliği teklifi ile Türkiye’ye getirilmek istenen sistemden çok farklıdır.

ANAYASALAR SIK VE KOLAY DEĞİŞTİRİLEN HUKUK METİNLERİ DEĞİLDİR

Devletlerin kuruluş belgesi olan Anayasalar, her ülkenin kendi özel koşulları gözardı edilmeden demokrasinin evrensel ilke ve kuralları dikkate alınarak oluşturulurlar. Örneğin; ABD’nin kurucu babaları, ilkin 13 bağımsız devleti birleşik şekilde örgütleyerek demokratik başkanlık rejimini kurmuşlardır ve sistem 240 yıldır işlemektedir.

ABD Anayasasında zaman zaman değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler genel olarak anayasaya maddeler eklenmesiyle gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) sistemi teklifinin birinci sıradaki imza sahibi Sn. Binali Yıldırım, önerdikleri sistemin BELEDİYELERDE UYGULANMAKTA OLDUĞUNU söylemektedir.

Belediyelerle, Cumhurbaşkanlığı sistemi birbirinden çok farklıdır.

-Belediye Başkanı seçilmek için %50+1 oy almak gerekmez. Geçerli oyun en fazlasını almak yeterlidir.

-Belediyelerin yürütme organı olan Encümenin 1/2 si seçilmiş üyelerden oluşur.

-Belediye meclislerinde denetim mekanizması olarak sözlü soru ve gensoru vardır.

-Belediye Başkanı, gensoru ile düşürülebilir. Ayrıca, Belediye Başkanının Faaliyet Raporu mecliste reddedilirse, Başkan yine düşer.

-Belediye Başkan Vekili, seçilmiş meclis üyeleri arasından atanır.

-Belediye Başkanı parti üyesi olabilir ancak, parti yönetiminde görev alamaz.

-Belediyelerin stratejik plan ve performans programı mecliste görüşülüp oylanır.

-Her yıl mecliste Denetim Komisyonu kurulur ve komisyon suç saptarsa, suç duyurusunda bulunur.

Anayasallaşma tarihimize baktığımızda: Osmanlı Padişahının koşulsuz söz ve karar sahibi tek adam konumundan arındırılması, 1700’lü yıllarda  I.Abdülhamit-III.Selim dönemlerinde MECLİS-İ MEŞVERET (Meşveret-i Amme) uygulamalarıyla başlamış, 1808 SENED-İ İTTİFAK, 1839 TANZİMAT FERMANI (Gülhane Hattı Hümayunu) ile bu arındırmanın etkisi giderek artacak şekilde sürdürülmüş, 1876 KANUN-U ESASİ’si ile süreç ANAYASA’ya evrilmiştir. Türkiye’nin 1921-1924-1961-1982 Anayasaları hep, meclisin güvenine dayalı olarak kurulan ve çalışan hükümet sistemini benimsemiştir.

Saltanatın kaldırılmasından sonra da Cumhuriyetin kurucuları, ATATÜRK ve İNÖNÜ sonrasında CELAL BAYAR ve 27 Mayıs 1960 müdahalesinin lideri CEMAL GÜRSEL, 1980 darbesinin lideri KENAN EVREN (kendi seçimi ile birlikte oylattığı Anayasa’da cumhurbaşkanlığı yetkilerini genişletmekle yetinmiş) başkanlık sistemine geçmemişlerdir.

Halkoyuna sunulacak ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ demokratik ülkelerde uygulanmakta olan BAŞKANLIK SİSTEMİ’ne UYMAMAKTADIR.

Değişiklikle;

-Cumhurbaşkanının Anayasada bulunan tüm hak ve yetkileri aynen korunmuştur.

-Başbakan ve Bakanlar Kurulu’na ait tüm hak ve yetkiler cumhurbaşkanına aktarılmıştır.

-Başkanlık ve yarı başkanlık sistemini benimsemiş ülkelerin anayasalarında mevcut olup da bizim Anayasada yer almayan yetkiler toplanarak yapılmak istenen değişikliğin içine konmuştur.

Adına, YERLİ ve MİLLÎ CUMHURBAŞKANLIĞI denilen sistem böyle oluşturulmuştur.

Cumhurbaşkanına tanınan bu aşırı yetkiler, padişahlarda bile yoktur.

Devletin başı olan Cumhurbaşkanı aynı zamanda hükümetinde fiilî/hukukî başı olmakta, Başbakanlık ise, kaldırılmaktadır. Oysa padişahlar, Vezir-i Azamlık (Sadrazamlık) kurumunu kaldırmamışlar, devlet mühürünü sadrazamlar taşımışlardır.

Partisiyle ilişkisi sürecek olan Cumhurbaşkanı, ülkede milyonlarca üyesi, parlamentoda yüzlerce milletvekili olabilecek bir partinin Genel Başkanı sıfatını taşıyabilecektir.

Padişahların arkasında böyle bir parti ve parlamento desteği olmamıştır.

YAPILMAK İSTENEN DEĞİŞİKLİĞE ANAYASA İZİN VERMEMEKTEDİR

Anayasanın 4.maddesi gereğince, ilk üç maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi dahi önerilemez. Değiştirilemezlik kuralını getiren söz konusu 4.maddenin de değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin önerilemeyeceği işin doğası gereğidir.

Anayasanın 2.maddesinin değiştirilmezlik kapsamına aldığı Başlangıç kısmındaki,  “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu” ve “kuvvetler ayırımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret medeni bir işbölümü olduğu” şeklindeki düzenleme, devlet erklerini tek kişide toplamaya olanak vermemektedir. Dolayısıyla, erkler ayrılığı ve dengesini bozan, parlamenter demokrasi dışındaki hükümet modeli Anayasanın 2. ve 4.maddelerine aykırıdır.

“TARAFSIZ” CUMHURBAŞKANI PROPAGANDA SAHASINDA

Anayasa değişikliği halkoylamasından önce “EVET” tercihini benimseyenlerin, propaganda kampanyasını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan üzerinden yürütecekleri görülmektedir.

Henüz parti üyesi olmayan/olamayan (AY. md.101) ve halen yürürlükteki Anayasaya (AY. md.103) göre üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirme yemini etmiş olan Sayın Cumhurbaşkanının halkoylamasının “EVET” cephesinin en aktif unsuru olacağı anlaşılmaktadır.

“Bu sistem var ya bu sistem… Bizim bileklerimizde prangaydı... 16 Nisan’da bu prangayı söküp atmaya var mısınız?” söylemiyle Anayasa değişikliğinin propagandasına başlayan Sayın Cumhurbaşkanının demokrasi, erkler ayrılığı ve Anayasa yargısına ilişkin aşağıdaki sözleri de hatırlardadır:

  • “Demokrasi bir amaç değildir. Demokrasi bir araçtır”, “amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.” (06.03.2011)
  • “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.” (14.07.1996)
  • “Yasama ve yargı bizim için ayak bağıdır.” (17.12.2012)
  • “Anayasa Mahkemesini kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.” (28.02.2012)

Bu anlayışın getirdiği Anayasa düzenlemesinin ülkeyi hangi “ileri demokrasi” ye taşıyacağı düşündürücüdür.

OHAL KOŞULLARINDA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ REFERANDUMU OLUR MU?

-1982 Anayasasına getirilen en önemli eleştirilerden biri, Anayasa’nın demokratik, özgür bir ortamda tartışılıp şekillenmediği ve yine özgürce ve demokratik bir ortamda oylanmadığıdır.

Şimdi de benzeri bir uygulama ile karşı karşıya kalınmıştır. OHAL’in sınırlı özgürlük ortamında ülke gündeminde T.C. Anayasası’nda belki de içerik olarak en kapsamlı değişiklik olması gerektiği gibi tartışılmadan halkoylaması yapılacaktır.

-Avrupa Parlamenterler Meclisi,

-Venedik Komisyonu, bu konuda uyarılarda bulunmuştur.

Başbakan Sayın Yıldırım’ın, “…kimseye OHAL şartlarında referandum yapıldı gibi söz söyleme fırsatı vermeyiz bu nedenle referandum öncesi OHAL kaldırılır, diye düşünüyorum” söyleminin ardından Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “OHAL’de gidilmesi çok daha rahat bir zemin hazırlayabilir. Hükümetin de bu inançta olduğu kanaatindeyim. Çünkü OHAL ile seçim olmaz diye bir şey yok”  demiştir. Bu beyan AKP’yi de hükümeti de bağlamıştır.

Anayasanın 121.maddesine göre, OHAL süresince çıkartılacak KHK’ların “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” olması öngörülmüştür. KHK’ların amacının, olağanüstü hal kapsamının da darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çevresinde alınması gereken tedbirler olduğu 23 Temmuz 2016’da yayımlanan 667 sayılı KHK’da da belirtilmiştir.

Ancak, daha sonra olağanüstü hali gerekli kılan koşulların dışında çok çeşitli konularda KHK’lar çıkartılmıştır.

20 Temmuz 2016’den bu yana çıkartılan 21 KHK ile;

71.274 gözaltı,

41.326 tutuklama.

121.183 kamu görevinden ihraç

19.248 göreve geri alma işlemi gerçekleşmiştir.

100 bine yakın insan yargılanma beklemektedir.

3.886 Yargıç ve Cumhuriyet Savcısı meslekten ihraç edilmiştir.

4.180 Akademisyen görevinden çıkartılmıştır.

2.808 Akademisyen üniversiteleri kapatıldığı için işsiz durumdadır.

13.170 Akademisyen yetiştirme programı kadrosu kaybetmiş.

156 Gazeteci cezaevindedir.

12 Milletvekili tutukludur.

35 hastahane, 934 ilk-orta-lise, 109 öğrenci yurdu, 104 vakıf, içlerinde Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de olduğu 1125 dernek, 15 üniversite, 29 sendika, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi kapatılmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi Ohal’de çıkarılan KHK’larla yapılan düzenlemelerin, darbe girişimi ve terörle mücadele ile sınırlı olması gerekir. Oysa uygulamada bu sınır aşılmış;

  • Motorlu araçlarda kış lastiği uygulaması,
  • Üniversite Rektör adaylarının seçimle belirleme yönteminin kaldırılması,
  • Kamu varlıklarının Fona devredilmesi, gibi konularda KHK’lar çıkartılmıştır.

Halkoylaması öncesinde 9 Şubat 2017 gün ve 687 sayılı KHK ile Seçim Kanununda -hukuka aykırı- değişiklik yapılarak Yüksek Seçim Kurulu’nun özel radyo ve televizyonlarla ilgili denetim yetkisini öngören 149/a maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu düzenlemeye ilişkin uygulamanın Anayasanın 67/son ve 79/son maddeleri uyarınca bir yıl sonra yürürlüğe girmesi gerekirken; bu hükümlerde ihlâl edilerek değişiklik yayımı tarihi itibariyle yürürlüğe konulmuştur.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN MADDELER YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ

Değişikliği çekici göstermek için konulan maddeler (popülist düzenlemeler):

 

Anayasa

Değişiklik

Yürürlükteki

Anayasa

 

Md.1

Md.9

Mahkemelerin yargı yetkisine bağımsızlığın yanına tarafsız sözcüğü eklenmektedir.

Md.2

Md.75

TBMM Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkartılmaktadır.

Md.3

Md.76

Milletvekili seçilme yaşı 25’den 18’e indirilmektedir.

 

Sistem değişikliğine ilişkin maddeler:

 

Anayasa

Değişiklik

Yürürlükteki

Anayasa

 

Md.4

Md.77

Cumhurbaşkanlığı seçiminin 4 değil 5 yılda bir ve TBMM seçimleriyle birlikte yapılması öngörülmektedir.

Yorum: Cumhurbaşkanı adayının, partisinin milletvekili adaylarıyla beraber aynı gün seçime girmesi ile sonuç birlikteliği hedeflenmiştir. Bu proje Cumhurbaşkanının siyasi eğilimi doğrultusunda meclis çoğunluğunu oluşturma amaçlıdır.

Md.5

Md.87

“Bakanlar Kurulu’nu denetlemek, Bakanlar Kurulu’na belli konularda kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi vermek”  ibareleri TBMM’nin yetki kapsamından çıkartılmaktadır.

Yorum: Yapılan düzenleme ile TBMM’nin yetkilerini azaltmaktır.

Md.6

Md.98

“TBMM’nin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları” şeklindeki madde başlığı ile gensoru, sözlü soru metinden çıkarmaktadır.

Yorum: TBMM’nde, Başbakan ve Bakanlar Kurulundan soru yoluyla bilgi istemek yerine, ancak, Cumhurbaşkanı Yardımcılarına (Cumhurbaşkanına değil) yazılı (sözlü değil) soru sorulabilecektir.

Md.7

Md.101

Cumhurbaşkanının niteliklerini ve tarafsızlığını düzenleyen maddenin alt başlığında yer alan “Nitelikleri ve Tarafsızlığı” ibareleri çıkartılmış yerine “Adaylık ve seçimi” sözcükleri konulmuş, ayrıca “cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisiyle ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer” şeklindeki son fıkra da metinden çıkartılmıştır.

Yorum: Cumhurbaşkanının artık tarafsız olmayacağını gösteren bir düzenleme yapılmaktadır. Partili, büyük olasılıkla partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanının ulusun bütününü temsil etmesi olanaksız duruma gelmektedir. Partili Cumhurbaşkanı, partisinin genel başkanı olarak, parti MKYK’sını ve milletvekillerini belirleyecek, kendisi de hem, Meclis grubunun başkanı, hem, hükümetin, devletin, Milli Güvenlik Kurulu’nun başı, ordunun başkomutanı ve aynı zamanda yüksek yargının tek seçicisi olacaktır.

Md.8

Md.104

Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede, Cumhurbaşkanının, yardımcılarını, Bakanları, üst düzey kamu yöneticilerini atayacağı, görevlerine son verebileceği, atamalarla ilgili usul ve esasları kararnameyle düzenleyebileceği, yürütme yetkisine ilişkin kararnameler ve kanunların uygulanmasıyla ilgili yönetmelikler çıkarabileceği,

Silahlı Kuvvetlerin başkomutanlığını temsil edeceği,

Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına karar verebileceği, millî güvenlik politikalarını belirleyeceği öngörülmektedir.

Yorum: Cumhurbaşkanı üst düzey bürokratların atanmalarına ve görevden alınmalarına ilişkin kuralları kendisi koyacak ve istediğinde de değiştirebilecektir.

Sosyal ve ekonomik haklarla ilgili olarak Anayasanın 41-65.maddeleri arasında yer alan, aile, eş, çocuk -eğitim ve öğretim-, kıyı (deniz, göl ve akarsu sahilleri)-toprak mülkiyeti-tarım, hayvancılık, çayır ve meralar-kamulaştırma- devletleştirme özelleştirme- çalışma yaşamı-sosyal güvenlik-, sendika, TİS, grev, lokavt ücret- sağlık-çevre-konut-gençlik, spor-tarih ve doğa varlıkları- sanat ve sanatçı- devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları- konularında, Cumhurbaşkanı kararname çıkartacaktır.

Kararnameler, Anayasal ve yasal sınırlar dışına taşarsa, hukuksal denetimin sağlanması oldukça güçtür.

Üyelerini Cumhurbaşkanının atadığı Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamesini iptal edeceğini düşünmek aşırı iyimserlik olur.

 

Md.9

Md.105

Cumhurbaşkanının suç işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma açılması düzenlenmiştir.

Getirilen değişiklikle, yürütmenin atayıcısı ve başı olan Cumhurbaşkanı hakkında cezaî soruşturma açılması istemi için TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu (301); Meclisin soruşturma açılma kararı alabilmesi için 3/5 (360); Yüce divana sevk için de 2/3 (400) oya gereksinim vardır.

Cumhurbaşkanının görevi ile ilgili olmayan suçları için de aynı yöntem öngörülmüştür.

Yorum: Mevcut Anayasa’da, cumhurbaşkanının vatana ihanet dışındaki görevi ile ilgili olmayan suçlar konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Cumhur-başkanı için bir dokunulmazlık söz konusu edilmediği için, görevi ile ilgili olmayan suçlar nedeniyle yargılama yolunun kapalı olmadığı düşünülebilir.

Yapılmak istenen değişiklikte, Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılabilmesi yüksek yeter sayıların sağlanmasına bağlanmıştır. Cumhurbaşkanının kendi partisinin meclis grubunu oluşturacağı düşünüldüğünde bu sayıların sağlanmasının olanaksız olduğu açıktır.

Yeni metinde Cumhurbaşkanı için getirilen koruyucu hükmün, Cumhurbaşkanının görev süresi bittikten sonra da devam edeceği öngörülmektedir.

Md.10

Md.106

Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı yardımcılarının vekâlet edeceği;

Genel Seçime bir yıldan fazla süre varken makamda boşalma nedeniyle Cumhurbaşkanı seçimi yapıldığında, seçilen Cumhurbaşkanının TBMM seçimine kadar görevine devam edeceği ancak bu sürenin dönemden sayılmayacağı öngörülmüştür.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanların Cumhurbaşkanına karşı (Meclise değil) sorumlu olacağı, görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla, Cumhurbaşkanına soruşturma açılması için aranan  yeter sayılar (TBMM’nin üye salt çoğunluğu (301), 3/5 (360) ve 2/3 (400)) hayli yüksek tutulmuştur.  Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçlar için ise yasama dokunulmazlığı hükümlerinden yararlanacakları öngörülmüştür.

Yeni metnin sonuna, “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri, teşkilat yapıları Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecektir” şeklinde bir fıkra konulmuştur.

Yorum: Cumhurbaşkanı yardımcılarının sayısı belli değildir. Seçilmiş bir kişi olmayan Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâleti sırasında asil yetkilerinin yani, Cumhurbaşkanının yetkilerinin tamamını kullanacaktır.

İdare hukukunun “idarenin kanuniliği ilkesi”, idarenin tüm işleyişinin yasalar çerçevesinde yürütülmesini öngörür. Anayasa değişikliğinde ise, bu ilke terk edilerek, Cumhurbaşkanına tüm idare teşkilatını bizzat belirleme yetkisi tanınmakta ve idare denetimsiz bırakılmaktadır.

 

Md.11

Md.116

TBMM ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi.

Cumhurbaşkanı dilediği zaman hiçbir gerekçe göstermeden seçimleri yenileme (Meclisi feshetme) kararı alabilecektir.

TBMM ise, üye tam sayısının 3/5 nin (360) oyu ile seçim kararı alabilecektir.

Cumhurbaşkanının 2. döneminde TBMM seçimleri yenileme kararı alırsa, Cumhurbaşkanı bir kez daha (3. dönem için) aday olabilecektir.

Yorum: Cumhurbaşkanının hiçbir koşula bağlı olmaksızın seçim yenileme kararı (Meclisi feshetme kararı) keyfi uygulamalara yol açabilir. 105.maddede yapılan değişiklikte, her ne kadar “hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanının seçim kararı alamayacağı” belirtilmişse de Cumhurbaşkanının oylamadan hemen önce seçim yenilenme kararı vererek Meclisi feshetmesi önünde hiçbir engel yoktur.

 

 

 

 

Md.12

Md.119

Şiddet hareketleri, kamu düzeninin bozulması, ağır ekonomik bunalım gibi nedenlerle Cumhurbaşkanı süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilecektir.

Cumhurbaşkanı, olağanüstü hallerde, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın, temel haklar, kişi hakları ve siyasi hakları sınırlandıran kararnameler çıkarabilecektir.

Yorum: Mevcut sistemde OHAL yetkisi Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir.

Olağanüstü hal ilânı gibi önemli bir kararın alınmasının -yeni düzenlemeyle- tek kişinin takdirine bırakılması isabetli olamaz.

 

Md.13

Md.142

Askerî mahkemelerin kaldırılması öngörülmektedir.

Md.14

Md.159

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) düzenlemesi: Toplam sayının 13’e indirildiği Kurulda, Adalet Bakanı ve Müsteşarının doğal üyeliği sürmekte, öteki üyelerin 4’ü Cumhurbaşkanınca, 7’si TBMM’ince 4’er yıl için seçilmekte ve süresi biten üyeler birkez daha seçilebilmektedir.

Yorum: Partili Cumhurbaşkanının, 6 üyesini (Adalet Bakanı ve Müsteşar ile 4 üye) doğrudan belirlediği, ayrıca, parti Genel Başkanı olarak, aday listesine alıp milletvekili seçilmelerini sağladığı kişilerce de 7 üyesinin seçildiği HSK’nın, yargıç ve savcı tayin, terfi ve özlük işlerini adil, tarafsız ve liyakat gözeterek gerçekleştirmesi çok uzak bir olasılık haline gelmiştir.

Seçimi beklemeksizin değişikliğin yayımı tarihinden 30 gün içinde yürürlüğe girecek bu düzenleme, Cumhurbaşkanının, yargı ve yasama üzerindeki baskısının ne kadar kaygı verici boyutta olacağını göstermektedir.

 

Md.15

Md.161

Malî hükümler ve bütçe.

Değişiklikte, Bütçe Kanununu TBMM’ne Cumhurbaşkanının sunması öngörülmüştür.

Bütçe Kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması durumunda, geçici bütçe kanunu yapılması, bu da çıkarılamazsa, önceki yılın bütçesinin, yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanması öngörülmüştür.

Yorum: Bütçeler, her demokratik kurumda yürütmenin denetlenmesi mekanizmasıdır.

Bütçe teklifi RED edilen hükümetlerin İSTİFA ETMESİ en köklü demokrasi geleneklerindendir. 1965’de 10. İnönü hükümeti, 1970’de 2. Demirel hükümeti bütçeleri red edildiği için istifa etmişlerdir.

Yeniden değerleme oranına göre geçmiş yıl bütçesinin uygulamaya konulması bütçe hakkının kullanılması, bütçe yoluyla hükümetin denetlenmesi olanağını ortadan kaldırmaktadır.

 

ANAYASADAKİ ÖTEKİ DEĞİŞİKLİKLER

Meclise 21 madde olarak sunulan Anayasa değişiklik teklifi, Anayasa Komisyonunda bazı maddeler metinden çıkartılmak ve bir kısım öneri maddeleri birleştirilmek suretiyle, 18 madde halinde TBMM Genel Kurulu’na gönderilmiştir.

AY 89.madde de yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanının yayımlanmasını uygun bulmadığı yasaları TBMM’ne geri göndermesi (veto etmesi) durumunda, mevcut düzenlemeye göre basit çoğunlukla Meclisin aynen kabul etmesi olanaklı iken, yeni düzenlemede Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğu aranmaktadır.

Yorum: Bu değişiklik, Cumhurbaşkanının veto ettiği yasayı TBMM’nin yeniden kabul edip Cumhurbaşkanınca yayınlanması yolunu güçleştirmiş; Meclisin benimsediği bir yasa için direnme olanağını zayıflatmıştır.

Anayasa md.93’de yapılan değişiklikle; tatilde olan TBMM’ni, kendi üyelerinin ve Meclis Başkanının toplantıya çağırma olanağı ortadan kaldırılmıştır. Meclis sadece Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağırılabilmektedir.

Yorum: İvedi ve zorunlu koşullar olsa bile, TBMM kendi üyelerinin iradesiyle toplanamayacak, sadece Cumhurbaşkanı isterse toplanabilecektir. Bu düzenleme de, yürütme erkinin, yasamanın aleyhine güçlendirildiğinin bir göstergesidir.

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ile ilgili Md.146 değiştirilerek,  Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi de kaldırıldığı için, buralardan üye gelmeyeceğinden üye sayısı 17’den 15’e düşürülmüştür. Değişikliğe göre, 3 üye TBMM tarafından seçilecek, 12 üye Cumhurbaşkanınca belirlenecektir.

Yorum: İktidar partisi genel başkanının kontrolü altında olacak olan Meclisin seçeceği 3 üyenin, partili Cumhurbaşkanının seçeceği 12 üyenin (YÖK tarafından önerilen adaylar arasından 3, Yargıtay ve Danıştay tarafından önerilen adaylar arasından 5 ve belli kategorilerdeki isimler arasından 4 üye) oluşturacağı Anayasa Mahkemesinin, üyelerini belirleyen Cumhurbaşkanını, Yüce Divan sıfatıyla gerektiğinde nasıl yargılayabileceği çok kuşkuludur.

Avrupa Konseyi’nin, Anayasal konularda danışma organı olan Venedik Komisyonu da “Anayasa Mahkemesi üyelerinin doğrudan Cumhurbaşkanınca atanması yerine, üç ana erke atama yetkisi verilmesinin demokratik meşruiyete daha fazla sahip olduğu”nu belirtmektedir.

Değişiklik Md. 16/B Anayasanın, idare, idarenin esasları, idarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliğini düzenleyen 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” kurulabileceği hükme bağlanmışken, değişiklik, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” de kamu tüzel kişiliği kurulabileceğini öngörülmektedir. Ayrıca; üst düzey kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği metne eklenmiştir.

Yorum: Değişiklik, diğer maddelerinde olduğu gibi, burada da yasa ile yapılması gereken düzenlemelerin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılmasına yol açılmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacak kamu tüzel kişiliklerinin hangi konu ve içerikte olabileceği bilinmemektedir. Üst düzey kamu görevlilerinin atamalarına ilişkin usul ve esasların da yasa yerine kararnameyle düzenlenmesi kuşku ve güvensizlik yaratacaktır.

Sıkıyönetim Anayasadan çıkartılmakta, Bakanlar Kurulu yetkileri cumhurbaşkanına aktarılmakta, hükümetin yasa tasarısı sunmasına (Bütçe yasası dışında) son verilmektedir.

Değişiklik Md. 17 (Geçici Madde)

  1. 27 nci yasama dönemi Milletvekili Genel Seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin 03.11.2019 tarihinde birlikte yapılacağı, ancak, bu tarihten önce TBMM’nin -erken- seçim kararı alması durumunda yine iki seçimin birlikte olacağı öngörülmüştür.
  2. Anayasa 159 da yapılan HSK (Hâkimler Savcılar Kurulu) düzenlemesi gereği, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki 30 gün içinde -Cumhur-başkanlığı seçimi beklenmeksizin- üye seçimleri gerçekleştirilecek ve 40. gün kurul çalışmalarına başlayacak.

Anayasa Md. 108 değişikliği: Devlet Denetleme Kuruluna Cumhurbaşkanınca yapılacak atamalarda yasayla belirlenen nitelikteki kişiler arasından olma koşulu kaldırılmakta, Cumhurbaşkanı istediği kişileri atayabilecektir.

Devlet Denetleme Kurulu’nun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işlerinin yasa ile düzenlenmesi, yerini Cumhurbaşkanlığı kararnamesine bırakmaktadır.

Anayasa Md.118 değişikliği: Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin teşkilatı ve görevleri de yasa yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenecektir.

Anayasa Md.148 değişikliği: Mevcut hüküm, Cumhurbaşkanının tek başına çıkaracağı OHAL kararnamelerine uyarlanarak, “Savaş hali ve olağanüstü hallerde çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’ne dava açılamaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Yorum: Anayasa değişikliğinin temel mantığı ve amacının yürütme erkinin tek kişide vücut bulması olduğu burada da görülmektedir. Bu değişiklik, ülkenin yasalarla değil Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetileceğini açıkça gösteren örneklerden biridir.

Halkoyuna sunulan Kanunun 8. maddesi ile Cumhurbaşkanının yardımcıları ve Bakanları, üst düzey yöneticileri atayacağını ve görevlerine son verebileceğini, bu atamalara ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenleneceğini, Cumhurbaşkanının ayrıca yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartabileceğini, hükme bağlamaktadır.

Anayasa değişikliği kanununun 12.maddesi ise, Anayasanın 119.maddesinde Cumhurbaşkanına altı ay süreyle olağanüstü hal ilân etme yetkisi vermektedir.

Aynı düzenlemede, Cumhurbaşkanının OHAL’de Anayasanın başka maddelerindeki sınırlamalara tabi olmaksızın cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartabileceği öngörülmüştür.

Yorum: Bütün bu düzenlemelerin açık anlamı, ülkenin TBMM’nin çıkardığı yasalarla değil, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yönetileceğidir.

Kararnamelerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla,

-Olağanüstü hal olduğu sürece yargıya gidilemeyecek,

-Olağanüstü hal dışında ise, gidilecek yargı mercii, Cumhurbaşkanı ve onun kontrolündeki Hâkimler Savcılar Kurulu’nun atadığı yargı birimleri ve Anayasa Mahkemesi olacaktır.

6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına dair Kanun’un yürürlüğe ilişkin 18.maddesine göre, Anayasa Md.101’de yer alan, “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresinin, yasanın halkoylamasında kabulü halinde Resmî Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir.

Bu durumda Anayasa değişikliği halkoylaması ile kabul edildiği andan itibaren mevcut Cumhurbaşkanı, büyük olasılıkla parti genel başkanı olarak, hem Cumhurbaşkanı, hem bundan sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak siyasî yarışmanın içinde propagandasını sürdürebilecektir.

SONUÇ:

Halktan gelen bir istem olmamasına, ülke için bir gereksinim bulunmamasına karşın, getirilen Anayasa Değişikliği ile toplum HAYIRCILAR-EVETCİLER diye gelişen ayrışma sürecine sokulmuştur.

Oysaki, demokratik anayasalar, geniş görüş birliğine dayalı toplumsal sözleşmelerdir. 1982 Anayasası’nda, bugüne değin parlamentoda yapılan değişiklikler partilerin uzlaşısı ile gerçekleştiği için toplumda ayrışma sıkıntısı yaşanmamıştır.

Yerli-Milli, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adlandırılmasıyla halkın önüne konulan şey, evrensel anayasa literatüründe bulunmayan ve dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmayan bir modeldir.

Öte yandan; “anayasal kamuoyu”nun oluşturulma ortamının olmadığı OHAL koşullarında, korku ikliminin baskısı altında, entelektüel çevrelerin, akademik kesimlerin görüş açıklamaktan kaçındıkları ya da olanak bulamadıkları bir zemin, Anayasa’daki köklü değişiklik için elverişli değildir.

Tüm olumsuz koşullara karşın, demokrasi dışı sistem önerisini, halkımızın uygar toplum iradesiyle 16 Nisan’da reddedeceğini umuyoruz.

Üyelik Başvurusu

Üye Bilgi Güncelleme

Not: Güncellemeler üye onayı alındıktan sonra yapılmaktadır.